kayboldum ortalıktan değil mi?zaman geçmiş...
mayısın 26'sı. 15'inde bitmesi gereken deneylerim bitemedi. kullandığım alet bozuldu. sonra yapıldı. sonra diğeri bozuldu. sonra kullandığım suyun kalitesi bozuldu vs derken sarktı deneyler. hayatımda çok fazla birşey değişmedi. değişen sadece benim. sanki yaşıyorum ama yaşayan ben değilim. birşeyler oluyor ve ben izliyorum. otomatiğe bağlanmış gibi yorumlar yapıyorum, tepkiler gösteriyorum ama ben yokum aslında hiçbirinin içinde. hiçbirşeyin içine girmiyorum. giremiyorum demiyorum çünkü bu benim bilinçli bir tercihim.
en sıkıldığım ortamda kendimi onların arasına katıyorum ama ben orda yokum aslında. onlarla değilim. beynimi stand-by konumuna getirip mimiklerimle, konuşmalarımla tamamen aktif haldeyim. bunu izlemek çok güzel.
hayatımda yoga her geçen gün daha fazla yer ediniyor. insanların buna gösterdikleri tepki veya tepkisizliklerle de ilgilenmiyorum aslında. herkes tercihlerini yaşıyor sonuçta.

|
www.flickr.com
This is a Flickr badge showing public photos and videos from Bigdeepocean. Make your own badge here.
yan masadan
|

nautilus
Mayıs 24, 2009
Mayıs 07, 2009
oyun içinde oyun
duygulardan çekilmek
beklentilerden kurtulmak
özgürleşmek
hepsi çok güzel
hani hayat bir oyundu
hayattaki oyunun tadını çıkartacaktık...
ama benim hayatımdaki oyunun bir parçası eksik
bunu istiyorum şimdi...
bu oyunda bahar varsa
ben yaşamaya devam ediyorsam
nazlanma oyunu da olsa ya... mızmızlanma oyunu. güvenebildiğini bilmenin rahatlığı oyunu...
tatlım dediğinde iç huzurun olması...
birinin hayatında önemli bir yere sahip olma, iliklerine kadar hissetme, birinin hayatımda önemli yere sahip olması. ne bilim oyun işte.
rahatlamak istiyorum
kafamı yaslamak istiyorum
saçlarım okşansın ama ben beyninden başkası geçiyor mu diye düşünmemek istiyorum
benimle ama benimle mi diye düşünmemek istiyorum
tatlım dediğimde ona ait olduğumu hissetmek istiyorum.. ait olmak istiyorum
ama hiçbirini yapamıyorum
beklentilerden kurtulmak
özgürleşmek
hepsi çok güzel
hani hayat bir oyundu
hayattaki oyunun tadını çıkartacaktık...
ama benim hayatımdaki oyunun bir parçası eksik
bunu istiyorum şimdi...
bu oyunda bahar varsa
ben yaşamaya devam ediyorsam
nazlanma oyunu da olsa ya... mızmızlanma oyunu. güvenebildiğini bilmenin rahatlığı oyunu...
tatlım dediğinde iç huzurun olması...
birinin hayatında önemli bir yere sahip olma, iliklerine kadar hissetme, birinin hayatımda önemli yere sahip olması. ne bilim oyun işte.
rahatlamak istiyorum
kafamı yaslamak istiyorum
saçlarım okşansın ama ben beyninden başkası geçiyor mu diye düşünmemek istiyorum
benimle ama benimle mi diye düşünmemek istiyorum
tatlım dediğimde ona ait olduğumu hissetmek istiyorum.. ait olmak istiyorum
ama hiçbirini yapamıyorum
Mayıs 02, 2009
geçtiğimiz pazartesi itibariyle döndüm sevgili okurlarım. 7 çakramı birden açtım geldim. tam anlamıyla aydınlanıp döndüm desem yeridir. tepe çakram-shasrara çakranın aktifleşmesinin de etkisiyle olaylara, dünyaya bakışım değişti. insanların olayların içinde kayboluşları, geçmişte yaşadığım göreceli kötü tecrübeler, insanlara verdiğim tepkiler inanılmaz komik geliyor şimdi.evet geçmişe baktığında yaşadığın şeyin etkisi geçince bu şekilde bakmak elbette kolay, fakat hayatın tamamının bir oyun olduğu düşüncesi, benim tercihlerim ve yaramazlıklarım nedeniyle başıma gelen göreceli kötü şeylerin bu hayattan ve dünyadan edinmek istediğim deneyimlerden ibaret olduğu farkındalığı gelişti bende.
ne olursa olsun madem bu hayata bir oyun oynamak için geldim, muhtelif konularda daha eğlenmeden spirütüel olarak evrimlemek istemiyorum. zaten bu kafayla da hayattaki deneyimlerden duygularımı ve beklentilerimi çekip, karmanın karmaşıklığından kurtulmam mümkün değil.
herşeyin tadını çıkartmak.. acıyı, üzüntüyü, coşkuyu farkındalıkla izlemek, akışa izin vermek ve bu oyunun tadını çıkartmak... bu kamptan dönüşte elimde kalanlar işte bunlar.
sabah 8'de ormanın içinde buz gibi havada, fakat kuş sesleri arasında güneşe selam-surya namaskara, öğleden sonra dalga sesleri eşliğinde sahilde, ayağının altındaki kumların gelişigüzelliği ve desteksiz denge.bütün bu uçuk görünen sonuçlar dışında günde 2 defa yapılan 2'şer saatlik yoga ile kaslarımın canına okunmadı desem yalan olur. her bir pasif ve basit görünen duruşta 5'er dakikalık nefes koordinasyonu bütün bedenimi titretti. hatta kampın sonunda acaba ben aslında yogayı o kadar da sevmiyor muyum bıkkınlığı bile oluştu. fakat salı günü, yoga dersi saati geldiğinde anladım ki böyle bir bıkkınlık söz konusu bile değil. aynı zevk, coşku, istekle yine ordayım.
kimileri belki bu hayatın bir oyun olduğu bilgeliğine yoga deneyimi olmadan da zaten varmış ve tadını çıkartıyordur. kendilerini huzurunuzda tebrik ediyorum. fakat ben bu destek ve deneyim olmadan idrak edemiyorum sanırım... bu nedenle bedenimi yoga hareketleri, ruhum ve zihnimdeki karma tohumlarını yoga ateşiyle kavurmaya devam ediyorum..
Nisan 22, 2009
kampink
beklenen gün geldi. akşam otobüse atlayıp kampa gidiyorum. öyle düşünüldüğü gibi 24 saat Yoga falan yapmıcaz elbette. sabah ve öğleden sonra günde toplam 2 kere olmak üzere, 3 gece 4 günlük kampta toplam 7 yoga dersimiz var. geri kalan zamanlar bize ait. umarım hava güneşli olur, bol bol gezintiye çıkar fotoğraf çekerim.
gereksiz düşünceleri kafamdan atmayı başarabildiğimden bu yana inanılmaz hafifledim. almam gereken uzun yolda belki bir sümüklü böcek kadar yol alabildim. arkama bakayım iz bırakıyor muyum. iğrencim evet. (yavaş ilerliyor ya ordan aklıma geldi. kaplumbağa desem La Fontane masal bile yazmış üstüne. tembel maymun desem o da olmaz. bununla idare edin)
kamp için beyaz eşofmanlarımızı hazırladık. acaba akşamları atraksiyon olur mu? güzel bir kaç kıyafet de bulundursam mı bilemedim.
bu arada annem de geliyor. annemle tatile çıkmayı çok seviyorum. yanındayken insan huzur buluyor. ama sadece tatildeyken böyle. eğer evdeysek ve ben boşsam köle izaura muamelesinden kaçamıyorum.
nautilus, şurayı bir toparla. nautilus hadi kızım şu ütüleri yapıver. nautilus kedilerin tuvaletini temizle. nautilus odanı topla. nautilus kalkacak halim yok bana bir salata yapıver. hele şu salata mevzusu var ya arkadaşlar beni tam anlamıyla çıldırtıyor. huyunu bildiğimden sorarım neli salata istediğini.
-neli istersen öle yap.
bu ne demek. ne koysan önüme yerim demek. ben de çeşit severim. havuç, domates, kırmızı lahana, kıvırcık. nar ekşisi ve limon.
-aaaa nautilus domatesle havuç olur mu hiç. nar ekşisi koydun madem neden limon da koydun. hıyaaaayyyttttttttt. istersen içinden ayıkla tatlım derim ben de hemen.
ama tatilde böyle olmuyor neyseki. tamam kabul. ben de biraz tembelim. yani etrafım temiz düzenli olsun ama bunu sağlayan ben olmayayım. zira etrafım dağınıkken çalışamam. aşırı düzenli yerde de çalışamam. insan eli değmemiş de müzeymiş havası verir bana. kendimi ait hissedemem. ama işte kafamda hem çalışmam gerekenler, hem de annemin talimatları olunca talimatlar bana fuzuli geliyor.
sabah sabah amma bık bık yaptım yaa.
deneylerime gelince: şu satırları yazarken kanalım doluyor. bundan sonra yapmam gereken 4 set kaldı. yani 4 x 12 deney. yani 4 hafta. planladığımdan bir hafta geriden gitmekle birlikte sonuçlarımı baktığımda çöpe atmamı gerektiren çok birşey yok. belki 3 -5 tekrar. o kadar.
aklımdan tam şu geçiyor. huzur. huzurluyum.
arada flickr'deki fotoğraflarıma bakın. nautilus kendini geliştiriyor. bol bol fotoğraf çekmeye çıkıyor. yakında fotoğraflarımı güzel sergileyebileceğim bir web sitesi hazırlayacağım. deneylerden sonra elbette.
gereksiz düşünceleri kafamdan atmayı başarabildiğimden bu yana inanılmaz hafifledim. almam gereken uzun yolda belki bir sümüklü böcek kadar yol alabildim. arkama bakayım iz bırakıyor muyum. iğrencim evet. (yavaş ilerliyor ya ordan aklıma geldi. kaplumbağa desem La Fontane masal bile yazmış üstüne. tembel maymun desem o da olmaz. bununla idare edin)
kamp için beyaz eşofmanlarımızı hazırladık. acaba akşamları atraksiyon olur mu? güzel bir kaç kıyafet de bulundursam mı bilemedim.
bu arada annem de geliyor. annemle tatile çıkmayı çok seviyorum. yanındayken insan huzur buluyor. ama sadece tatildeyken böyle. eğer evdeysek ve ben boşsam köle izaura muamelesinden kaçamıyorum.
nautilus, şurayı bir toparla. nautilus hadi kızım şu ütüleri yapıver. nautilus kedilerin tuvaletini temizle. nautilus odanı topla. nautilus kalkacak halim yok bana bir salata yapıver. hele şu salata mevzusu var ya arkadaşlar beni tam anlamıyla çıldırtıyor. huyunu bildiğimden sorarım neli salata istediğini.
-neli istersen öle yap.
bu ne demek. ne koysan önüme yerim demek. ben de çeşit severim. havuç, domates, kırmızı lahana, kıvırcık. nar ekşisi ve limon.
-aaaa nautilus domatesle havuç olur mu hiç. nar ekşisi koydun madem neden limon da koydun. hıyaaaayyyttttttttt. istersen içinden ayıkla tatlım derim ben de hemen.
ama tatilde böyle olmuyor neyseki. tamam kabul. ben de biraz tembelim. yani etrafım temiz düzenli olsun ama bunu sağlayan ben olmayayım. zira etrafım dağınıkken çalışamam. aşırı düzenli yerde de çalışamam. insan eli değmemiş de müzeymiş havası verir bana. kendimi ait hissedemem. ama işte kafamda hem çalışmam gerekenler, hem de annemin talimatları olunca talimatlar bana fuzuli geliyor.
sabah sabah amma bık bık yaptım yaa.
deneylerime gelince: şu satırları yazarken kanalım doluyor. bundan sonra yapmam gereken 4 set kaldı. yani 4 x 12 deney. yani 4 hafta. planladığımdan bir hafta geriden gitmekle birlikte sonuçlarımı baktığımda çöpe atmamı gerektiren çok birşey yok. belki 3 -5 tekrar. o kadar.
aklımdan tam şu geçiyor. huzur. huzurluyum.
arada flickr'deki fotoğraflarıma bakın. nautilus kendini geliştiriyor. bol bol fotoğraf çekmeye çıkıyor. yakında fotoğraflarımı güzel sergileyebileceğim bir web sitesi hazırlayacağım. deneylerden sonra elbette.
Nisan 16, 2009
Amigos Adios
bloguma birşeyler yazmayı hiç bu kadar uzun zaman ihmal etmemiştim.düşünceler beynimin kıvrımlarına pek takılmıyorlar, bilincime düşecek kadar vakit geçirmiyorlar sanırım. bunun da etkisi olmalı. Materyalist blogger'larımın gıcık kapacağını bile bile yazıyorum efendim: Yoga sayesinde bilinçaltımın pisliklerinde boğulmuyorum artık. arınıyorum ve özgürleşiyorum beklentilerimden. o yüzden de rahatım.
milleti eğlendircek yazılar yazamıyorum henüz, zira ben henüz o derece eğlenmiyorum. doktora yapıyorum ayol. ne eğlencesinden bahsediyorsun?
gerçi itirafçı olayım, geçenlerde güzide memleketimizin biricik okulunu bir seneliğine terkidiyar eyleyen asistan arkadaşımız için düzenlenen veda gecesinde fasıl da vardı. ben ki muhtelif TSM eserlerini kış gecelerinde ebeveynlerimin salon daha sıcak olur düşüncesiyle hazırladıkları koltuktan bozma yatakta sıcak ve yerini yadırgamanın verdiği huzursuzluğu babamın dışı deri kaplı radyosundan kulağıma fısıldanan TRT Radyosu'ndan eserlerle atlatırken, tazecik beynimin bu eserlerle farkında olmadan yoğrulduğunu çok sonraları anlamıştım. işin tuhafı bu depoya uzun zamandır dokunmamış bir insan evladı olarak bu derece zevk alacağımı düşünmemiştim bu fasıl eğlencesinden. arabeskten bozma ses ve görüntüsüyle şarkıları katlettiğini benim bile anladığım yüksek yaka, tek kocaman taşlı yüzüklü bıçkın delikanlımıza eşlik ederken ilerleyen yaş, rakı ve fasılın nasıl muhteşem bir kombinasyon oluşturduğunu da düşünmeden edemedim hani.(yupppiii hala düşünebiliyorum veya lanet olsun yine mi?) geceye limon sıkacak votka isteme girişimim fiks menüden mütevellit fakir soframız için fazla sosyetik geldiğinden geceye 2 kadeh şarapla eşlik etmeyi uygun buldum. sözün özü uzun zaman sonra ilk defa bu kadar bana göre değişik bir eğlence tarzından bu kadar eğlendim. TSM tabularımı yıktım arkadaşlar.
bu arada 23 Nisan'da Yoga kampına gidiyorum. 7 çakramı birden açacağımmm. Ama çakralarım açılınca size ne kadar yazacak mevzu çıkartırım onu kestiremiyorum henüz.
Yiyos iciyos Yoga yapıyos Amigos Adios!
milleti eğlendircek yazılar yazamıyorum henüz, zira ben henüz o derece eğlenmiyorum. doktora yapıyorum ayol. ne eğlencesinden bahsediyorsun?
gerçi itirafçı olayım, geçenlerde güzide memleketimizin biricik okulunu bir seneliğine terkidiyar eyleyen asistan arkadaşımız için düzenlenen veda gecesinde fasıl da vardı. ben ki muhtelif TSM eserlerini kış gecelerinde ebeveynlerimin salon daha sıcak olur düşüncesiyle hazırladıkları koltuktan bozma yatakta sıcak ve yerini yadırgamanın verdiği huzursuzluğu babamın dışı deri kaplı radyosundan kulağıma fısıldanan TRT Radyosu'ndan eserlerle atlatırken, tazecik beynimin bu eserlerle farkında olmadan yoğrulduğunu çok sonraları anlamıştım. işin tuhafı bu depoya uzun zamandır dokunmamış bir insan evladı olarak bu derece zevk alacağımı düşünmemiştim bu fasıl eğlencesinden. arabeskten bozma ses ve görüntüsüyle şarkıları katlettiğini benim bile anladığım yüksek yaka, tek kocaman taşlı yüzüklü bıçkın delikanlımıza eşlik ederken ilerleyen yaş, rakı ve fasılın nasıl muhteşem bir kombinasyon oluşturduğunu da düşünmeden edemedim hani.(yupppiii hala düşünebiliyorum veya lanet olsun yine mi?) geceye limon sıkacak votka isteme girişimim fiks menüden mütevellit fakir soframız için fazla sosyetik geldiğinden geceye 2 kadeh şarapla eşlik etmeyi uygun buldum. sözün özü uzun zaman sonra ilk defa bu kadar bana göre değişik bir eğlence tarzından bu kadar eğlendim. TSM tabularımı yıktım arkadaşlar.
bu arada 23 Nisan'da Yoga kampına gidiyorum. 7 çakramı birden açacağımmm. Ama çakralarım açılınca size ne kadar yazacak mevzu çıkartırım onu kestiremiyorum henüz.
Yiyos iciyos Yoga yapıyos Amigos Adios!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


