Nautilus kim mi?

Fotoğrafım
nautilus
Istanbul, Turkey
Profilimin tamamını görüntüle

oldukça eskiyim


nautilus

Kasım 20, 2009

sen giderken biz geri dönüyorduk

selamlar arkadaşlar,
karabatak nautilus geri dondu. neden uzaklaştım bu kadar diyecek olursak. hayatım o kadar renkli değil eskisi gibi. çalkantı yok bişe yok. ne anlatayım size. başıma gelen sorunları da izleyerek geçiştiriyorum. dertlencek mevzu da çıkmıyor yani. deneyimlerimi paylaşsam, siz de onu kaldıramazsınız. yok yedi kafayı nautilus dersiniz. o yüzden sessizlik hakkımı kullandım. gerçi benim normal olmadığımı üç aşağı beş yukarı biliyorsunuz ama olsun.
neden buraya düştü yolum derseniz, baktım ki bu hayatta mızmızlanmazsan, birşeylerden şikayetçi olmazsan, olanları olduğu gibi kabul edersen, veya çözümler üretirsen insanlar arasında tutunamıyorsun.
-ya nautilus bak şöle şöle oldu.
-umm öyle mi. senin adına üzüldüm (ki içimden aslında üzüldüm demiyorum. sevmediğim için falan değil. üzülmek gereksiz geldiğinden) ama bence biraz zaman geçince eminim şu şu nedenler ortadan kalkacak ve sen bu günlere baktığında neden böyle üzülerek geçirmişim diye düşüneceksin. boşver akmasına izin ver. sadece izle. bi de istersen zihinsel gerginliği atmak için şu nefes tekniğini çalışabilirsin.
-hıııı. peki. (içinden: ne uyuzsun)

-ya nautilus bak günlerdir sırtımda şurası ağrıyor.
-bak onun için şu hareketi düzenli yap. bir haftaya kalmaz geçer.
-ya bırak ya böle şeylerle geçer mi?
-denedin mi?
- hayır ama uğraşamam.
-sen bilirsin.

- ee doktora bitince ne yapacaksın nautilus?
- şimdilik sadece çalışıyorum. bitirmeye çalışıyorum. sonrası için makale hazırlıklarımı yapıyorum.
-ee atacaklarmış sizi öyle mi?
-bilmem. onu o zaman düşünürüm.
- hiç planın yok mu?
- aslında yok.
- tuhafsın.
-belki de.

arkadaşlar sizin gibi düşünmek zorunda değilim. aynı sizin benim gibi düşünmek zorunda olmadığınız gibi. her anını analiz ederek yaşayan ben, hayatımda ilk defa kendimi akışa bırakmaya bu kadar adapte oldum, şimdi de etrafımdakiler sürekli her anımı analiz etmeye zorluyorlar beni. hayat ne ilginç. ama planım belli. tepkisiz kalmaya devam.

Eylül 01, 2009

datçadan aldım bir tane, antalyada baktım..ohoooooo

datça ve antalya. 2 haftalık beyin, beden, ruh resetleme işlemimi gerçekleştirdiğim yer. gerçekten o kadar başarılı oldum ki bu konuda, cash bellekte hiçbişe kalmadığından son yapmakta olduğum şeylere dair en küçük bir kayıt kalmamış. tatil dönüşü sabah servisi yakalama fantazisi bir kenara, laboratuvarın o tozlu nemli kokusunu içime çekince farkettim ki evet artık istanbul'dayım ve oldukça uzun bir süre boyunca bu gerçeklik değişmeyecek. allahım bu sene nasıl geçecek acaba. kışın o soğukluğu, laboratuvarın uyuzluğu, hocanın tezim için periyodik dürtelemeleri, çamur içinde ayakkabılar, sırtımda kalın palto vs.
itinayla oluşturduğum bikini izi, bu tatlı bronzluk ne zamandan itibaren farkedilmekten uzaklaşarak solacak? istanbul sıkıcı bir şehir. datça ve antalya fantazisinden sonra son kararım bu. ve hayatımı böyle sıkıcı bir şehirde geçirmek istemiyorum. izmir veya antalya'da kendime bir üniversitede kadro bulup, hafta içi çalışmaca, akşamüstü yazlık-serin mekana kaçmaca, haftasonu ise mutlaka bir dalış atraksiyonu ile hayatımı sürdürmek istiyorum. bu hırs, çekişmece, belirsizlikler dünyasından kendimi soyutlamak ve olup olmayacağına dair en küçük bir işaretin olmadığı çocuğumu bu karmaşadan uzak, huzurlu bir ortamda büyütmek istiyorum. yine başladım isteklere :D

Temmuz 10, 2009

ben de sizi özledim

diyorum ki bu önümüzdeki salı ruhumu teslim edeyim. olmazsa sonraki hafta yaparım teslimi. ne de olsa koskoca jürilerim gelecek. onlara yakışır hani. ağzıma ettiklerinde bir güzel teslim eder rahatlarım. gerçi bilinç daha anahata düzeyine ulaşmadı ama yapcak birşey yok.
geçenlerde doktora sonrasında atılması planlanan araştırma görevlileri olarak Taksim meydanındaydık.
planımız 18:15'te tramvay durağında toplaşıp ellerimizde anti 50d lolipoplarımızla sloganlar eşliğinde Galatasaray Lisesi önüne kadar yürümek, toplumda, hulen bunla yine neye isyan ediyor beyin kımıldamasını yaratmaktı. bildiğiniz gibi muhtelif protestocular orda burda buluşur Taksim'e yürümeye çalışır, polis bunları dağıtmak için "kontrolsuz güç" falan uygular. biz de düşündük. yahu madem Taksim'e yürüyemiyoruz biz de tam tersini yaparız. neyse efendim toplaşan kalabalığı gören çevik kuvvet ve içinde bu sıcakta klimasızsa yandığını düşündüğüm panzerli ekip tarafından barikatlandık. millet Burger King'ten olsun, Özsüt'ten olsun ellerinde muhtelif tatlı ve içecekleri ile bizleri izledi. aralarından bazıları işiniz mi yok bu sıcakta oturun evinizde rahat rahat falan da dedi. tamam da kardeşim, oturursak zaten sürekli oturuşa geçicez.

mevzuyu bilmeyenler için açıklayayım. sevgili hükümetimiz biz bilim mevsimlik işçilerini, yahu biz zaten size iyilik olsun diye doktora sırasında açlıktan nefesiniz kokmasın diye burs tadında verdik o araştırma görevliliği maaşını. bittiyse işiniz sizin kadroları bizim elemanlara vericez diyerek doktora sonrasında işimize, onlara göreyse "bursumuza" son veriyor. işin komik tarafı madem ben burslu öğrenciydim, neden her ay bu "burstan" devlete vergi veriyorum, neden 657'ye tabi memurların özlük haklarından yararlanıyorum, neden memurların uyması beklenen kurallara uymakla yükümlüyüm, neden kıyafet yönetmeliğim var, neden yaz günü şıpıdık terliklerle gidemiyorum okuluma? neden emekli sicil numaram var? neden öğrenim süresi bitince heyyyo yaz geldi plajlar beni beklesin deyip aylarca tatil yapamıyorum? neden İta Amiri'mden izin almak zorundayım 21 gün için? neden mazeret iznim var? neden şehirdışına çıkarken yine İta Amiri'me yazılı bildiride bulunuyorum?
hey bunu okudunuz bi güzel. gözlerinize sağlık da... haftalarca tek kelime yazmamışım. kimse merak edip sormadı beni. aşkolsun hepinize. hıh! evet nautilus is back!

Mayıs 24, 2009

kayıp denizaltıdan

kayboldum ortalıktan değil mi?zaman geçmiş...
mayısın 26'sı. 15'inde bitmesi gereken deneylerim bitemedi. kullandığım alet bozuldu. sonra yapıldı. sonra diğeri bozuldu. sonra kullandığım suyun kalitesi bozuldu vs derken sarktı deneyler. hayatımda çok fazla birşey değişmedi. değişen sadece benim. sanki yaşıyorum ama yaşayan ben değilim. birşeyler oluyor ve ben izliyorum. otomatiğe bağlanmış gibi yorumlar yapıyorum, tepkiler gösteriyorum ama ben yokum aslında hiçbirinin içinde. hiçbirşeyin içine girmiyorum. giremiyorum demiyorum çünkü bu benim bilinçli bir tercihim.
en sıkıldığım ortamda kendimi onların arasına katıyorum ama ben orda yokum aslında. onlarla değilim. beynimi stand-by konumuna getirip mimiklerimle, konuşmalarımla tamamen aktif haldeyim. bunu izlemek çok güzel.
hayatımda yoga her geçen gün daha fazla yer ediniyor. insanların buna gösterdikleri tepki veya tepkisizliklerle de ilgilenmiyorum aslında. herkes tercihlerini yaşıyor sonuçta.

Mayıs 07, 2009

oyun içinde oyun

duygulardan çekilmek
beklentilerden kurtulmak
özgürleşmek
hepsi çok güzel
hani hayat bir oyundu
hayattaki oyunun tadını çıkartacaktık...
ama benim hayatımdaki oyunun bir parçası eksik
bunu istiyorum şimdi...
bu oyunda bahar varsa
ben yaşamaya devam ediyorsam
nazlanma oyunu da olsa ya... mızmızlanma oyunu. güvenebildiğini bilmenin rahatlığı oyunu...
tatlım dediğinde iç huzurun olması...
birinin hayatında önemli bir yere sahip olma, iliklerine kadar hissetme, birinin hayatımda önemli yere sahip olması. ne bilim oyun işte.
rahatlamak istiyorum
kafamı yaslamak istiyorum
saçlarım okşansın ama ben beyninden başkası geçiyor mu diye düşünmemek istiyorum
benimle ama benimle mi diye düşünmemek istiyorum
tatlım dediğimde ona ait olduğumu hissetmek istiyorum.. ait olmak istiyorum
ama hiçbirini yapamıyorum